Araçlar

FİLMLER

Latest Updates

Benim Yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Benim Yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Alan Sınavı Soru Örnekleri Ösym


 Türk dili ve edebiyatı öğretmenliği bölümünde okuyan bir birey olarak Ösym tarafından getirilen yeni sınav sistemi ile birlikte artık bizler de alanımız ile ilgili sorular cevaplayacağız. Yani Ösym alan sınavı soruları hazırlayacak ve soracak. Peki bu alan sınavı soruları nasıl olacak ? Ösym bu sorulara cevap vermesi için Türk dili ve edebiyatı ve diğer dallarla ilgili alan sınavı örnek soruları ve konuların yüzdesel dağılımı ile ilgili bir bilgi kılavuzu yayınladı. Ben de alanım olan Türk dili ve edebiyatı öğretmenliği ile ilgili kısımda yer alan sorulara baktım ve yüzdeleri inceledim. Alan sorularının Türk Dili ve Edebiyatı'nda dağılımı şu şekilde:


Alan bilgisi testi 40 sorudan oluşuyor sorulacak olan soruların %26 civarında oranı Eski Türk dili ve Yeni Türk dili konularını kapsıyor.

Yeni Türk Edebiyatı %18
Eski Türk Edebiyatı %18
Türk Halk Edebiyatı %18 

 Alan Eğitim testi ise %20'lik bir önem arz ediyor ve 10 sorudan oluşuyor. Genel görünüm bu şekilde arkadaşlar. Gelelim örnek olarak verilen 3 soruya:





Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği alan sınavı ile ilgili örnek sorular bunlar arkadaşlar. Bildiğimiz gibi Ösym test sistemini uygularken basit-orta-zor-çok zor şeklinde bir plan dahilinde soruları veriyor ve bazı soruların standart sapması bundan dolayı yüksek oluyor. Bu da sizi doğru yaptığınız o sorularda rakiplerinizin önüne geçiriyor. Örnek sorulara bakacak olursak alan sınavının öyle içi boş bir sınav olmayacağı aşikâr. O yüzden kazanan yine dershaneler olacak gibi geliyor bana (: Her neyse. Bu yazıda sizlere kısaca alanımızla ilgili örnek sorular hakkında bilgi vermeye çalıştım. Konunun altında yer alan yorum kutusu aracılığı ile fikirlerinizi beyan edebilirsiniz. Hoşçakalın.

Geldi Yaz Bahar Ayları Gerildi Gönül Yayları

07:17

 Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar ? Ne zaman doğa uyanmaya başlasa kuşların cıvıltısı artsa bana bir durgunluk gelir. Vizelerin yaklaştığı şu dönemde etrafta çiçekler böcekler cirit atarken ders çalışmanın ne alemi var öyle değil mi ?

 Bahar yeniden doğuş, doğanın uyanışı yahut dirilme olarak adlandırılabilir. Üniversitede bahar benim için vizelerle beraber yorucu bir hal almaya başlıyor. Ders çalışmaya çalışmak ders çalışmaktan çok daha meşakkatli bir mesele sevgili dostlar. Sanırım böyle zamanlarda şu bahar yorgunluğu dedikleri psikolojik faktör devreye giriyor ve bendenizi bitap düşürüyor. Oysa her şey yolunda; Fenerbahçe Uefa Avrupa Ligi'nde yarı finalde, elektrik faturalarımız artık az geliyor, ev arkadaşlarımla aram kebap, sevdiceğim ile gayet iyiyiz. Gel gör ki ben de mevsim bu aralar hazan. İştahsızlık,ders çalışmama arzusu, yorgunluk... Metabozlimam şaştı vallahi. Sınavların yaklaştığını düşünecek olursak her seferinde söyleyip yapmadığım gibi çalışmak gerektiği gerçeği çıkıyor kabak gibi karşıma. Uygurca, Eski Türk Edebiyatı, Yeni Türk Edebiyatı, Osmanlıca, Halk Edebiyatı... Vay bana vaylar bana.

 Etrafta zerdaliler çiçek açmayı bıraktı yemiş oldular ben daha defter kitap açamadım (: Aslında yazının başlığı bahara ve kendime sitem olarak değiştirilebilir. Zira ben ben de değilem. Bu garip halet-i ruhiye umarım tez vakitte uzaklaşır tenden ve candan.  Son olarak Bahar deyince aklıma gelen yegâne Candan Erçetin parçası ile bitireyim. Neşeli kalın :)


Ölçülebilen Aşk Zavallı Bir Aşktır !

06:36


 Böyle diyordu Antonius'u canlandıran büyük usta Haluk Bilginer. İzmir Büyükşehir Belediyesi tiyatro günleri kapsamında Dokuz Eylül Üniversitesi Sabancı Kültür Merkezi çeşitli oyunları ve oyuncuları ağırladı. Bunlardan biri de Antonius ve Kleopatra oyunu ile Haluk Bilginer, Zerrin Tekindor ve Mert Fırat gibi güçlü isimleri kadrosunda bulunduran oyun oldu.

 Dokuz Eylül Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği bölümü öğrencileri olarak biz de hocamız Özlem Fedai ile bu fırsatı kaçırmadık ve oyunu seyre gittik. Her ne kadar oyun başlamadan evvel bilet ve numaralar konusunda amatörce işler yapıldığı için sıkıntı olsa da nihayetinde kendimize bir yer edindik ve oyunu seyre koyulduk. Dekor ve kostümler son derece güzel gözüküyordu. Zerrin Tekindor nam-ı diğer Matmazel takıları, kostümü ve duruşu ile tam bir Kleopatra havası verdi bana. Antonius yani Haluk Bilginer'i görünce heyecanlanıyor insan. Sahiden bir insan sahneye bu kadar yakışır ve bu kadar severek yaparsa işini ona üstat demeli. Yer yer komik yer yer trajik sahnelerin yer aldığı Oyun Atölyesi yapımı olan bu oyunda salondaki genç bayanların dikkatini en çok çeken isimse Sezar yani Mert Fırat'tı. Gerçekten müthiş bir performans çıkardı. O yüzden Sezar'ın hakkı Sezar'a. Hemşehrim Onur Ünsal'ı da ayrıca kutlarım sahiden o şapşal haberci rolünün üstesinden gelmek bir yana bir de Eros olarak çıktı karşımıza. Ekibin geri kalanı: Onur Ünsal, Serkan Ercan, Muharrem Özcan, Evrim Alasya, Gözde Kırgız, Zeynep Alkaya, Tuğçe Karaoğlan, Mehmet Özbek de son derece başarılı bir oyun çıkardılar.


 Oyunu ben, arkadaşlarım ve salondakilerin büyük çoğunluğu çok beğendik. Gerek müzikleri, gerek dekoru, gerek oyuncu performansları gerekse diyaloglar olsun son derece başarılı iki perdelik güzel bir oyun izledik. İzlerken yer yer aklımıza Antonius, Oktavia, Lupidus ve Sezar'dan dolayı çocukluğum efsane filmlerinden Kahpe Bizans gelmedi değil (: Velhasıl yazan, yöneten ve yürekten oynayan herkese teşekkürler. İzmir halkı da salonda defalarca alkışlayıp onore etti oyuncularımızı diye düşünüyorum. Oyunun can alıcı diyaloglarından şu diyalogla bitirmek istiyorum:

Kleopatra: "Pekala, madem gerçekten âşıksın, O zaman, ne kadar, onu söyle." diye sorar Antonius'a
Antonius: "Ölçülebilen aşk zavallı bir aşktır." der...bunun üzerine
Kleopatra: "Peki, ya ben ölçmeye kalkarsam?"... 
Antonius: "O zaman kendine yeni bir dünya bulacaksın."

Fotoğraflar: İlkay Çapar

Windows 8 Flash Bellek İle Format Atma


 Windows 8 i kurarken flash bellekten nasıl kurulum yaparım diye araştırmış ve tıpkı Windows 7 nin kurulum gibi bir kurulumla karşılaşmıştım. Bunun üzerine bu yazıyı da yazmak farz oldu diye düşündüm. Windows 8 flash bellek ile format atma, Windows 8 Flash bellek ile kurma ve Windows 8 Flash bellekle nasıl kurulur ? gibi sorularınıza cevap bulabileceğiniz bu yazımda sizlere çok basit bir dille Windows 8 işletim sistemini flash belleğiniz ile nasıl kurup, format atabileceğinizi resimli bir şekilde anlatacağım. Lütfen adımları dikkatli takip edin ve takıldığınız yer olursa yorum formu aracılığı ile sormaktan çekinmeyin.

1. İlk olarak aşağıdaki linkte yer alan programı indirin:


http://turbobit.net/63q4aj6awiw1/Windows-USB-DVD-tool.rar.html

2. Programımızı kuruyoruz.

3. Programın kurulumunu yaptıktan sonra açıyoruz karşımıza şöyle bir ekran çıkacak. Çıkan ekrandan iso dosyamızı seçmemiş gerek.








4. Win 8 dosyamız .iso formatında olmalı. Eğer değilse Ultraİso tarzı bir program ile iso dosyası haline getirip Browse kısmına tıklıyoruz ve iso dosyamızı seçiyoruz.







5. Next diyoruz ve karşımıza bir ekran gelecek.Bu ekrandan USB DEVİCE seçeneğine tıklıyoruz ve flash belleğimizi programa gösteriyoruz. Flash belleğimiz en az 4 GB boyutunda olmalıdır ! Ve "BEGIN COPYING" tuşuna tıklıyoruz.




6. İşlemin sonlanması için bekliyoruz. Bu sürede dosyalar kopyalanacak. Kopyalama işlemi bittikten sonra Start Over diyoruz ve flash belleğimiz formata hazır.







Şimdi bilgisayarınızı yeniden başlatın ve Bios ayarlarından flash belleğini boot menüsünden gösterin. Ardından kurulum işlemi başlayacaktır. Kurulum sırasında bilgisayarınız yeniden başlayacak. İlk yeniden başlamada flash belleği bilgisayarınızdan çıkarın aksi halde tekrar kurulum işlemi yaparsınız. Hepsi bu kadar bu yazıda sizlere Usb Flash belleğiniz ile bilgisayarınıza nasıl Windows 8 işletim sistemini kurabileceğinizi anlatmaya çalıştım. Sorularınızı konu altına yorum bırakarak sorabilirsiniz. Hepinize neşeli günler...

Kaybolan Zanaatkârlık ve Son Takunyacı

10:32
 El emeği göz nûru derlerdi eskiler yaptıkları için. Şimdi devir değişti artık ne emeği kaldı ne de gözün nûru. Artık her şey dişlinin çarklarından ibaret. Nesneler olduğu gibi insanlarda makineleşmiş bir haldeler. Günümüzün dünyasında emek kavramı yerini kolaylığa bıraktığından emekçi insanların sayısı da gitgide nüfus kaybı yaşamakta.

 Geçen haftasonu İzmir'in şirin ve güzel ilçelerinden Tire'ye gezmeye gittik arkadaşlar ve bölümümüzün hocalarından Yusuf hocamızla. Oldukça eğlenceli ve keyifli bir seyahat oldu benim için. Tire oldukça güzel ve şirin bir yer. Özellikle Derekahveler'i çok beğendim. Herkesin motorsiklet sahibi olduğu bu güzel ilçede dişlinin çarkları arasında yaşam savaşı veren emektar insanlar da yok değil. Bir dokuma ustası, bir keçe ustası, bir semerci dayımın yaptıklarını gördüm ve imrendim doğrusunu isterseniz. Tabi insan bu gördükleri karşısında durumu sorgulama gereği duyuyor. Herkesin giderek birbirine yabancılaştığı bir ülkenin vatandaşları olma yolunda hızla ilerlediğimizi düşündüm o an. Seri üretim, ucuz işçilik, kapitalizm... Peki ya insan insanî değerlerimiz ? Onlar paradan daha mı az kıymetli ? Gezi sırasında asıl ilgimi çeken keçe zanaatıyla uğraşan abimizin "Mutlaka gidip görün pasajın içinde Türkiye'de bu işi yapan tek o amca kaldı." dediği takunya ustası ihtiyar tatlı amca. Biz de dem bu demdir deyip pasajın içine girdik ve kendisini ziyaret ettik. Gerçekten küçücük bir dükkanda el emeği göz nûru diyebileceğimiz küçük takunyalar diziliydi. Selam verip içeri girdik. Yusuf hoca sordu: -Bunlar hangi ağaçtan ? İhtiyar cevapladı: - Esas kavaktan yapılıyor ama ben söğütten yapıyorum evladım.

 Sonra ben elimde kamera ile girdim içeriye ve 1.5 dakika süren bir çekim yaptım. Amcaya -Bu işi yapan son kişi sizmişsiniz amca. Neden başka kimse yapmıyor sizce ? dediğimde dramatik olan şu cevabı verdi: - Kimse yapmıyor ne arasın oğlum satamıyoruz ki. Devlet yeni vergiden düştü kazandığımızı da vergiye veriyorduk. Gelen aha işte böyle fotoğraf çektirip gidiyor. O an emek kavramının aslında günümüzde nasıl bir girdapta sürüklendiğini anlamış oldum. Bu yazıyı yazmayı da tam o an düşünmüştüm. Emeğin karşılığını vermeden ayrılmadık biz de amcamızın fakirhanesinden.  Atatürk tevekkeli dememiş: "Efendiler hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz ama sanatçı olamazsınız..."

Uygun Fiyata Kitap Almak İçin Ptt Kitap

10:10
pttkitapsitesi

 Üniversite okuyorsanız hele Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği gibi işi tamamen kitaplarla olan bir bölümdeyseniz hayli kitap yükünüz olacak demektir. Haliyle en ucuz ya da indirimli kitap satılan yerler ve internet siteleri sizin uğrak durağınız olmalı. Ben de bu konularda araştırmacı birisi olarak indirim ve kargo ücreti avantajlı olan pttkitap.com sitesinden size söz edeceğim.

 PTT tarafından kurulan sitenin en büyük avantajı uygun kargo ücretleri. Her ne kadar yakın zamana dek 10 TL ve üzeri alışverişlerde kargo ücreti bedava fırsatı varsa da artık ne yazıkki kaldırılmış durumda. Ama 1-1.5 TL gibi küçük meblağalar ile kitap almak son derece avantajlı. Kitapevlerinde satılan fiyatların çok çok altında kitap satan bir web sayfası. Arkasında biraz devlet desteği olduğunu düşünürsek güzel bir proje bence. Ben aradığım tüm kitapları hemen hemen buldum diyebilirim. Oldukça geniş bir kitap arşivi var pttkitap.com adresinin. Bu da büyük bir avantaj doğrusunu isterseniz. 

 Sözün özü: Uygun fiyata kitap satın almak isterseniz ve kargo ücreti ödememek ya da cüzzi miktarlarla satın almak isterseniz pttkitap.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

+ Artıları:

  • Kitap fiyatlarının piyasaya göre oldukça uygun olması
  • Kargo ücretinin 1-2 TL gibi sembolik rakamlardan oluşması
  • Geniş bir kitap ve yayınevi ağının olması.
  • Tedarik süresinin kısa olması
- Eksileri:

  • Site içerisindeki arama kısmının zaman zaman sorunlar çıkarabilmesi
  • Kargo takibinin site üzerinden yapılamaması
  • Ürünlerin pttkargo ile gönderilmesi sırasında oluşan sorunlar
  • Destek hattının biraz pasif kalması.


Movie Maker Tarzı Online Video Düzenleme Siteleri

11:38

Daha evvel şuradaki yazımda sizlere online resim düzenlemesi yapabileceğiniz benim de kullandığım web sitelerini tanıtmıştım. Konu epey ilgi çekti. Bugünde yine kendi kullandığım ve online video düzenlemesi yapabileceğiniz internet sitelerinden bir kaç tane kaydadeğer siteyi sizlere tanıtacağım. Movie maker bu alanda amatör kullanıcılar tarafından en çok tercih edilen program bildiğimiz gibi. Bu yazımda sizlere çeşitli animasyon efektleri ile videolarınızı süsleyebileceğiniz aynı zamanda düzenleyebileceğiniz siteleri tanıtacağıım. Dilerseniz başlayalım:

1. Video Toolbox: Videolarınız üzerinde her türlü değişikliği yapmanıza olanak sağlayan bu web sayfasını kullanabilmek için üye olmanız gerekiyor. Üye olduktan hemen sonra videonuzu düzenlemeye başlayabilirsiniz. Videonuza ses,yazı efekt v.s ekleyebilir, videonuzdan kesme ve çıkarma işlemlerinizi yapabilirsiniz. İşlevsel bir web sayfası olduğunu düşünüyorum. Tavsiye ederim.


2. Stupeflix: Benim en beğendiğim ve eğlenerek kullandığım online video düzenleme sitelerinden birisi de stupeflix. Son derece yaratıcı ve eğlenceli animasyonlu videolar hazırlamak için kesinlikle tercih etmeniz gereken bir site. Örneğin: Sevgilinize bir süpriz yapacaksınız ve videonuzun biraz cafcaflı olması gerek. Hiç düşünmeyi ve tıklayın.



3. Wevideo: Üçüncü ve son tavsiyem ise We video. Arayüzü son derece kullanışlı ve sade olan wevideo ile videolarınız üzerinde çeşitli oynamalar yapabilirsiniz. Bununda yanında çeşitli efektler ile videonuza görsellik katabilir ve yaratıcı çalışmalar ortaya koyabilirsiniz. Yer imlerinizde mutlaka yer alması gerektiğini düşündüğüm online bir video  düzenleme sitesi de wevideo.

Özgürlükler Barış ve Güzel Ülkem

13:40

 Tarih 29 Ekim 2012 yer: Ankara. Cumhuriyeti kutlamak isteyen binlerce insan biraraya gelmiş, ellerinde bayraklarla beraber bu güzel günü kutlama telaşındanlar. Karşılarında Tomalar ve çevik kuvvet. Kendi ülkesinde kendi bayramlarını kutlatmıyorlar insana. Peki ama neden ?


 Tarih: 21 Mart 2013. Yer: Diyarbakır. Haklı olarak baharın gelişini ve yeniden uyanışını kutlamak isteyen ve kendilerine önder kabul ettikleri Öcalan'ın mesajını dinlemek isteyen kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları. Konuşulan konu: Barış ve kardeşlik. Konuşan yahut mesajı okunan: Terör örgütü lideri. Kardeşliğin olduğu yerde nerede Türk bayrağı ?

 Bazen kendi ülkemde yabancılaştığımı azınlık olduğumu düşünmüyor değilim. Evet ben bir Türk'üm ve şairin dediği gibi "Dinim, cinsim uludur!" benim ve yine Mehmet Emin Yurdakul'un dediği gibi "İnsan olan vatanının kuludur." Kendi ülkesinde kendi cumhuriyetini kutlamak isteyen insanlara polis müdahale ediyor, sesi çıkan yok. Barış hiç kimseye zarar getirmez aksine kâr sağlar. Analar ağlamasın birbirimizi ötekileştirmeyelim eyvallah ama esas sorum şu: Bu bahar yalancı bahar mı ? Bugün barıştan yana olanlar yarın yine silahları ile vatanın masum evlatlarını katlederlerse bunun hesabını kim verecek ? Ben Ankara'da meclis önünde Cumhuriyet bayramımı kutlayamayacağım orada terör örgütü liderinin mesajı ilan edilecek kimsenin sesi çıkmayacak öyle mi ? Hani özgürlük bunun neresinde ? 

 Kürt kökenli vatandaşlarımızın bir takım sorunlarla karşı karşıya kaldığı gerçeğini kimse inkar edemez ama bu ülkede ezilen halklar kisvesi altında kokuşmuş bir propaganda yapılıyor. Bunun en güzel örneğini CHP milletvekili Muharrem İnce aşağıda yer alan konuşmasında veriyor. Kötü muamele yalnızca size olmadı diyen İnce sorunun çözümünün silahla değil fikirle olması gerektiğini ve basit acitasyonlara karşı olduğunu söylüyor. Sözü kısa keselim ve Doris Mortman'ın şu güzel sözü ile bitirelim:

"Kendinizle barışana kadar, sahip olduklarınızdan hoşnut olamazsınız."


Bir Sosyal Yardım Örneği- Anadolu Vakfı


 Yaklaşık olarak 3 yıldır üniversitede okuyan birisi olarak üniversiteye başladığım ilk yıllarda ailemin maddi durumunun kısıtlı olması sebebi ile burs veren kurum ve kuruluşları araştırmak durumunda kalmıştım. Araştırmacı bir ruha sahip olunca seçenekleriniz artıyor. Benim de karşıma çıkan seçeneklerden birisi Anadolu Vakfı idi.

 Vakfın o zamanki burs başvuru koşulları gereği bir özgeçmiş hazırladım ve sınavı kazandığıma dair belge ile yolladım. Uzun bir dönem sonuçların açıklanmasını bekledim ve sonuçlar açıklandığı gün internet üzerinden TC kimlik numaramı girdiğimde "Tebrikler burs kazandınız." yazısını görünce yaşadığım mutluluk gerçekten çok güzeldi. Fakat aradan zaman geçince kazandığım şeyin sadece burstan ibaret olmadığını öğrendim. Bu süreçte Anadolu Vakfı yeniden yapılandı ve sosyal sorumluluklarını arttırmaya başladı. Bugüne kadar bu biçimde bir yapıda olmamalarının sebebini vakfın çalışanlarından Nil hanım şöyle özetliyordu: Anadolu Holding'in sahipleri Kamil ve İzzet beyler çok tevazu sahibi insanlar. Bir elin verdiğini diğeri bilmeyecek mantığı ile hareket etmişler." Vakıf 3. yılımı yaşadığım bu süreçte İzmir'de Efes Pilsen fabrikasının konferans salonunda bizimle buluştu ve bizim için seminer düzenledi. Yalnızca 4 kişinin bu vakıfın çalışanı olduğunu söyleyecek olursam ne denli azimli olduklarını varın siz düşünün. Türkiye'nin dört bir yanına çeşitli okullar, sağlık kuruluşları inşa eden binlerce öğrenciye burs imkanı sunan Anadolu Vakfı aynı zamanda bursiyelerini hayata hazırlamaya çalışan ender vakıflardan. Ben öğrenciye parasını vereyim hayır işlesem yeter düşüncesinden arınıp en güzel yatırım insana yapılan yatırımdır fikrini kendisine ilke edindiği aşikâr. 

 Sosyal sorumluluk içeren projeleri biz bursiyelerden talep eden ve uygulanabilirliği açısından fikir yürütüp bu işin içinde olmamızı isteyen Anadolu vakfı ile tanıştığım ve bursiyerleri olduğum için çok memnunum. Üstelik bu işi yaparken emsalleri gibi sağ-sol kavgasına girmiyorlar. Bir teşekkür manifestosu niteliği taşıyor aslında bu yazım. Siz de Anadolu Vakfı'nın internet sitesi olan www.anadoluvakfi.org.tr adresini ziyaret edip vakıf hakkında detaylı bilgiye sahip olabilirsiniz. Unutmadan:

“Bir şahsın yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lazım gelen şey, kendisi için
değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmasıdır.”
M. Kemal Atatürk

En İyi Video Oynatma Programları


 Bilgisayarında film izlemeyi seven herkes iyi bir medya oynatıcıya ihtiyac duyacaktır. Benim bilgisayarımda da pek çok medya oynatıcı program yer alıyor. Bazen kodek paketleri bile yetersiz kalıyor. Ben de piyasada yer alan pek çok programı denemiş birisi olarak en iyi film izleme programı yani en iyi video oynatıcı program hangisi diye kendimce düşündüm ve haklı olarak bir değerlendirme yapma ihtiyacı hissettim. Değerlendirmemde en popüler dört programı öncelikli olarak tercih ettim. Dilerseniz başlayalım:


1.) Vlc Media Player: 


En popüler ve en çok kullanılan medya oynatıcılardan birisi VLC player. VLC'yi uzun zamandır kullanan birisi olarak gönül rahatlığı ile söyleyebilirimki bu program bilgisayarımın olmazsa olmazı. Hele benim gibi laptop kullanıyor ve film izlerken sesin az gelmesinden şikayet ediyorsanız VLC imdadınıza yetişiyor. %400 varan ses artışı sağlayan VLC'nin bu özelliği hoparlörünüz için pek sağlıklı olmasa da yine de işe yarar bence. Yine pek çok medya uzantısını çok rahat bir şekilde oynatabilen VLC de blueray belgeseller izlediğimde sorun yaşamıştım. Ancak bu durumun kodek paketleri ile ilgili olduğunu bilmenizde fayda var. Zira kodek paketi yüklediğimde sorun çözüldü. Eksi olarak VLC'nin tasarımın pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Daha şık bir player olmaya ihtiyacı olduğu kesin.


2.) Gom Player:

Yine sevgili ev arkadaşım Fırat Yalçın sayesinde tanıştığım Gom Player gerek tasarımı gerekse işlevselliği açısında son derece başarılı bulduğum bir medya oynatııcı özellikle kolay kullanımı Gom Player'ı çekici kılıyor. Diyelimki bir yabancı diziyi Türkçe altyazılı izliyorsunuz ve alt yazı ile ağız hareketleri birbirinden bağımsız hareket etmeye başladı. Yani senkron sorunu. Hiç ayarlara girmenize hacet yok nokta ve virgül tuşlarını kullanarak basit bir biçimde senkron ayarınızı yapabilir ve dizi keyfinizi sekteye uğratmazsınız. Gom'un eksisi bana göre bazı medya uzantılarını oynatırken özellikle yüksek çözünürlüklü bazen başarısız olması.


3.) KM Player:

Son dönemde bir hayli severek kullandığım ve bana VLC'yi aratmayan hatta unutturan program Km Player. Her türlü medya uzantısını takılma, donma v.s olmadan açan ve film izlemeyi başlı başına bir keyif haline dönüştüren bu medya oynatıcının en güzel yanı bana görselliği. Son derece başarılı bir tasarıma sahip olduğunu düşündüğüm KM player emsallerinden bu yönüyle bir adım önde. Türkçe dil desteği ile gelen yazılım tasarımının yanında yüksek çözünürlüklü filmlerde hiçbir takılma yaşatmadan ve kaliteli bir biçimde gösterim yapmakta. Eksi yönünü henüz keşfedemediğim bu video oynatıcı gerçekten bilgisayarınızda bulunursa sizi pişman etmeyecek cinsten.


4.) Bs Player: 

 Rakiplerine göre biraz daha vasat bir oynatıcı olarak gördüğüm Bs Player ücretsiz sürümünün yanında satın alabileceğiniz yahut illegal yollardan erişebileceğiniz Pro sürümü ile de karşımıza çıkıyor. Her iki sürümünde kullanan birisi olarak açıkçası pek bir fark göremediğimi söyleyebilirim. Bs Player'ı diğerlerinden ayıran en güzel ve en dikkat çekici özelliği otomatik olarak altyazıları sizin için bulup indiriyor olması. Yani diyelim Game Of Thrones'un 3. sezonunun ilk bölümünü indirdiniz (başlasa artık özletti dizi kendini)  Normalde divxplanet'e girip altyazı ararız ama Bs Player diziyi açtığınız andan itibaren sizin için uygun olan altyazıyı kendisi bulup size gösteriyor. Kaydedeğer bir özellik olduğu aşikâr. 

Sonuç: 

Sonuç olarak benim bu listede tercihim VLC VE KM playerlar. Her yazılım farklı bir kesime hitap ediyor olabilir ve sizin tercihiniz bir başkası olabilir elbette. Artıları ve eksileri ile size aktarmaya çalıştım. Listeye Windows'un media oynatıcılarını dahil etmeme sebebime gelince: Son derece dandik ve gereksiz oluşlarıdır. İndirme isteyenler için tüm oynatıcıların yer aldığı turbobit linkini de aşağıda paylaşıyorum. Siz de yorum bırakarak hangi medya oynatıcıyı neden tercih ettiğinizi belirtebilirsiniz. Neşeli günler...


TIKLA VE TÜM MEDYA OYNATICILARI İNDİR

Su Kaplumbağası Bakımı ve Beslenmesi


 Su kaplumbağaları ile olan ilgim annemin kapımızın önünde Mülayim'i bulması ile başladı. Evet resimde gördüğünüz Mülayim namı diğer Mülo annemin ayağının dibinde tesadüfen bulundu. O günden bu yana 3 sene geçti ve Mülayim hala bizimle. Ona artık İzmir'de ben bakacağım. Ben de bu yüzden su kaplumbağaları nasıl beslenmeli, hangi tür vitaminler kullanmak gerekir ve yem türleri nelerdir bunlarla ilgili çeşitli araştırmalar yapmıştım vakti zamanında.  Edindiğim tecrübeleri sizinle paylaşmak istedim. Aynı zamanda ağ günlüğüm için güzel bir yazı olacağını düşündüm. Maddeler halinde sıralayarak vermek istiyorum:



Su Kaplumbağaları Nasıl Beslenmeli?


  • En bilinen usülle kaplumbağa yemleri su kaplumbağaları için ideal. Ama tabi bu yetersiz kalıyor. Piysada bir çok yem çeşidi var ve bunlar arasında seçim yapmak zor. 5TL ye satılan yem de var 25 TL'ye satılan da.
  • İlk yaşlarda su kaplumbağalarına et ağırlık besinler vermek önemli. Çünkü hayvanın protein ihtiyacını karşılaması gerekiyor. Haşlanmış tuzsuz ve yağsız tavuk eti bu iş için biçilmiş kaftan.  Ben Mülo'ya arada veriyorum severek yiyor (:
  • Bunun dışında su  kaplumbağaları hem etçil hem otçul yaratıklar olduğu içi otlarla da beslenebiliyorlar. Özellikle marulu sevdiklerini söyleyebilirim. Denedim marulu da iştahla yedi Mülayim. Size de tavsiye ederim.


UzmanTV

  

Su Kaplumbağalarının Yaşam Alanı Nasıl Olmalı ?


  • İnternette okuduğum yorumlarda su kaplumbağaları için pek çok kişi plastik ucuz akvaryumlar kullanıyor tıpkı benim gibi ancak bunu önermeyenlerin sayısı da bir hayli fazla. Su kaplumbağaları için özel üretilmiş akvaryumlar mevcut ve bu yolla daha sağlıklı bir yaşam alanına kavuşabiliyorlar; ancak fiyatları hatırı sayılır derecede.
  • Bunun dışında kaplumbağaların belirli dönemlerde kabuk sertliğini yitirmemeleri adına güneşlenmeleri gerekiyor. Bunun içinde UV ışıklar tavsiye ediliyor. Fiyatları 25-30 TL den başlıyor. Şahsen ben alıp denemedim, denemeyi de düşünmüyorum.
  • Yine eğer su kaplumbağaları için önemli olan bir diğer husus su sıcaklıklarının her zaman aynı olması. Yani kaplumbağanızın yuvasını temizlerken suyunun ısısına özen gösterin.
  • Aşağıdaki videoda akvaryum kullananlar için su kaplumbağası akvaryumu nasıl olmalı ve nerede durmalı bilgi mevcut.
  •   
 Evet sevgili arkadaşlar. Henüz yeniyim bu konuda ama Mülo'yu seviyorum açıkçası. İnsanın bir hayvana bakıp ona arkadaşlık etmesi güzel şey doğrusu. Ancak şöyle bir gerçekten de söz etmek gerekir: Hayvan bakmak ciddi sorumluluk isteyen bir uğraş. Bakamayacaksanız sırf zevk olsun diye bu işle uğraşmayın. O sizin bir nevi arkadaşınız olacak. Lütfen bunu bilerek hareket edin ve eğer tosbaları seviyorsanız onları özen gösterin (: Şimdi sırada Mülodan enstantaneler var :)





Dokuz Eylül Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Tanıtım


 Dokuz Eylül Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği öğrencisi olmak hem zor hem de büyük sabır isteyen bir şey. Ben de bu bölümde 3. senemi yaşıyorum. Her ne kadar meşakkatli bir bölümde okuyor olsam da her bölümün kendine has güzellikleri var elbette. 

 www.universitetercihleri.com adında bir web sitesi kurulmuş ve bu site aracılığı ile üniversitelerin tanıtımının 
sağlanması amaçlanmış. Üniversite tercihlerinde zorlanan aday arkadaşlarımız için iyi bir kılavuz olacağını düşünüyorum bu sitenin. Üniversitemizden de her bölümden bölümle ilgili bilgi vermeleri için birer öğrenci ile çekim yapmak için onay istenmiş. Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği için teveccüh gösteren Özlem Fedai hocamızın hatırına da ben gelmişim. Bu vesile ile bölüm başkanımız Sabahattin hoca beni çağırdı ve durumu bildirdi. Yaklaşık üç ay evvel yapılan çekimler nihayete erdi ve yayınlandı. Sabahın dokuzunda uykulu bir halde ve tabiki heyecanlı bir biçimde konuşmak zor oldu. İyi de bir konuşma yapamadım ama kötünün iyisi diyebililirim. Üniversitemiz ve bölümümüz hakkında bilgi edinmek isteyenlere rehber olacağını düşünüyorum. Detaylı bilgiler için universitetercihleri.com'u ziyaret etmenizde fayda var. Bunun dışında bölümümüzün web sayfasını ziyaret edebilir ve bilgi edinebilirsiniz.


Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği




Pes Oynayan İnsanın Ruh Halleri

12:04


Hepimizce bilinen adıyla PES yani Pro Evolution Soccer en çok oynanan futbol oyunlarından birisi. Ben de  son derece iyi bir pes oyuncusuyum.  Özellikle küçük kardeşim ile sık sık bu oyunu oynar ve birbirimizin sinirlerini yıpratırız. Tabi annemin sinirleri hiç söylemiyorum (:

 Konami tarafından geliştirilen oyunla ilk tanışmam ilkokul çağlarımda playstation salonlarında olmuştu. Yatılı okuldayken okuldan kaçıp gider Winning Eleven oynardık. Daha sonra Pes serisi geliştirildi ve Japonlar bu alanda da iddalı olduklarını gösterdiler. Az kötek yemedik bu oyunlar yüzünden. Yıllardır karşılıklı  oyun oynayan birisi olarak özellikle pes oynayan insanların ruh halleri ile ilgili başta sevgili kardeşim olmak üzere, bir yazı yazmak farz oldu dedim ve paylaşmak istedim. Buyrun dilerseniz başlayalım:

Pes Oynayan İnsan Halleri :)


1.) Her koşulda asabi olanlar: En tipik örneği küçük kardeşimdir. Sürekli oyun oynarız ve her koşulda asabi olmayı başarır. Bu tip insanlar oyuna kendilerini o denli kaptırırlar ki hakeme ana avrat küfür eder oyuncuları sanki onlardan bağımsız oynuyormuşçasına "Ulan oraya mı pas atılır. Allah belanı versin." nidaları ile oyun oynarlar :)) Onlarla oynamanın en eğlenceli yanı o asabi hallerin sizi acayip güldürmesidir. Şahsen bu durumlarda çok eğleniyorum ve keyif alıyorum. Bu tarz insanlarla oynarken "Kol bozuk" lafını işitirseniz sakın ha sakın şaşırmayın. Sadece "Tamam ver ben o kolla oynarım" demeniz kâfi.  Rakinizin üzerine gitmeyin ben deniyorum daha da asabi hallere bürünüyorlar (: Demedi demeyin.

2.) Hırs yapıp coşanlar: Hırs sahiden kötü bir şey oyun oynarken genelde sakin olsamda bazen hırslanabiliyorum. Böyle zamanlarda yapmamam gerekenleri daha fazla yapıyorum. Yani hırsımın kurbanı oluyorum. Oyun boyunca hırslı olup tir titreyen tiplerde var. Vallahi ben korkuyorum onlardan. Arkedeş bir sakin ol, git yüzünü yıka gel diyorum. Ama nafile. Hırs yapıp da maçı da kazanamadıkları zaman en iyi arkadaşınız bile olsalar size karşı tavır almaları da ayrı bir çekilmez oluyor doğrusunu isterseniz. Ama Pes insanı böyle halden hala sokan gıcık bir oyun sevgili arkadaşlar :)



3.) Bir öyle bir böyle olanlar: Oyun oynarken genellikle sakin olup zaman zaman sinirlenebilenler bu gruptalar. Bendeniz de bu arkadaşlardan birisiyim. Oyunun genelini sakin bir şekilde sürdürürken yer yer asabi olabiliyorum. Bu seferde kardeşim bana kıs kıs gülüyor (: Bu tarz oynayanlar genellikle basit hatalara ve çarpıp gol olan şans toplarına çok sinirlenip birden parlarlar. Kaybetmeyi herkes gibi onlarda sevmez ve oyun bitiminde biraz bozulurlar ama bunu milli mesele haline getirmeyi sevmezler. Onlar için esas olan kaybedilen maçlardan sonra:
"Önümüzdeki maçlara bakacağız." mantığıdır.



4.)Her durumda sakin kalabilenler: Benim gıpta ettiğim tiplerdir. Ortanca kardeşim de fazlası ile olan sakinlik gerçekten güzel. Oyun umurlarında değilmiş gibi oynuyorlar ve bu rahatlık onların daha az hata yapmasına sebep oluyor. Her ne kadar umursamaz oynasalarda bu arkadaşlar da kaybedince sinirlenebiliyorlar. Hele kazanan onlara bir şaka yapmaya görsün. Hemen bozulup küser hatta ve hatta oynamıyorum deyip gidebilirler bile. Onlara sözümüz:
 "Sakin ol şampiyon :)"

Soru: Sen hangisisin ? 

Bazlama ve Anadolumun Güzel İnsanı

11:13
"Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı." der Cemal Süreya.

 Anadoluda ekmek için pek çok isimlendirme mevcuttur. Annemin memleketi Çankırı'da ekmeğin hası bazlamadır. Bazlama nasıl yapılır bilmem ama yemeyi iyi bilirim (: Lise öğrenimimi annemin doğduğu ilçe olan Çankırı'nın Şabanözü ilçesinde tamamlamış birisi olarak 4 yıl boyunca bol bol bazlama yemişliğim ve pişirirken neneme yardımcı olmuşluğum  vardır. Yazları çalı çırpıyı pürü toplar çuvallara doldururuz. Eee kışın sacın altında ne yanacak sonra öyle değil mi ? Anneannem sabah ezanı ile birlikte uyanır ve hamuru karardı. O hamurun pişmeden evvel dinlenip kabarması şart çünkü. Sonra anneannem giderdi sacın başına ateşi yakmaya. Ben hep kolaya kaçar yanan hazır sacın başında neneme bazlama tahtası ile hamuru uzatır pişmesini bekler ve hemen yanıbaşımdaki tereyağ ile balı sıcacık ekmeğin pardon bazlamanın arasına sürer yerdim.

 İnsan o günleri ve o sıcaklığı zaman zaman özlüyor. Biz de bir hafta sonu tatili de fırsat bilerek dayım ve küçük kardeşimle soluğu Şabanözü'nde aldık. Anamın doğduğu diyarda nenemi ziyarete. Yazın serinliği ile kışın ayazı ile meşhur Taştepe'ye vardığımızda kaynanamız seviyor olacak ki komşulardan Ayşe abla bazlama yapıyormuş. Anadolu insanı buyur etmeyi ve misafiri sever. Şabanözü'nde derler ki "Misafir bereketi ile gelir. Allah herkesin rızkını ayrı ayrı verir." Selamun aleyküm dedik girdik içeri. Resimdeki Ayşe ablam çırpıyı veriyor ateşin altına ve pişiriyor bazlamayı. ""Bazlamaylan tereyağ da iyi gider."dedi dayım. Bir koşu getirdi anneannem. Torun torpak geldi diyordu çakır gözlü nenem (: Piknik tüpünde çay demlendi kesesi daim dolsun Ayşe abla pişirdi pişirdi verdi bazlamaları önümüze. Evin reyisi Mehmet abi ile güldük eğlendik. Şabanözü'nde herkes tanır birbirini benim sevdiğim yönüdür bu küçük yerin. Ama dert yandı Mehmet ağa: - Eskisi gibi değil ne arasın oğlum çarşıya bir çıkıyom herkes yabancı. dedi. Üzüldüm açıkçası tılsımı bozulsun istemem Şabanözü'nün. Makinenin çarklılarına nice kasabaları kaptırdık burası bize kalsın. Okul yapılıyormuş yol da gelir İnşallah dedileri. Canını yediğimin Taştepe'si tertemizdi hava.


Yedik içtik eğlendik. "Allah razı olsun, ziyade olsun, eline sağlık kesene bereket" yemek yedikten sonra denir o diyarlarda. Biz de selamla girdiğimiz ekmek teknesinden uğurlar ola ile çıktık. Benim size tavsiyem hayatınızda hiç bazlama yemediyseniz mutlaka bir tadın. Çünkü gerçekten çok ama çok lezzetli olduğu göreceksiniz. Eğer sahiden yolunuz Şabanözü'ne düşerse hiç çekinmeyin buradan yazın neneme söylerim iki bazlama sarıverir size. Son olarak köyde gördüğüm kapının önündeki çiğdemlerin de resimi koyamadan edemeyeceğim. En güzel insan yurdum insanı iyiki varlar...



Flash Bellek Hediyeli Yarışma !

13:12

 Okurlarıma ve takipçilerime hediye vermek için daha evvel şurada bir anket düzenlemiştim. Anketin güncel sonucuna göre toplam 27 ziyaretçi oy kullanmış ve bunların 12 si hediyenin kitap olmasını isterken 15 i flash bellek seçeneğini hediye olarak tercih etmiş. Aşağıda görebilirsiniz:



Yarışma Detayları ve Katılım Koşulları


  1. Bloğunuz veya web siteniz varsa (sadece bu amaçla açılmış siteler katılamayacaktır.) gurkanca.com u tanıtan bir yazı yayınlamanız +3 çekiliş hakkı
  2. Facebook profilinizde gurkanca.com u tanıtan bir yazı yayınlamak +1 çekiliş hakkı
  3. Twitter da gurkanca.com hakkında kısa bir yazı paylaşmak +1 çekiliş hakkı
  4. Google Plus  hesabınızda gurkanca.com u tanıtan bir yazı yayınlamak +2 çekiliş hakkı
Yukarıdaki maddelerden herhangi birini gerçekleştirdiğinizde yorum formunu kullanarak aşağıdaki örnekteki gibi göndermeniz yeterli:

Adı Soyadı:
Web sitemde yayınladım: linki
Facebook profilimde paylaştım: linki
Twitter da paylaştım: linki
Google + da paylaştım: linki

Önemli not: Sadece bu yarışmaya katılım amaçlı açılan facebook,twitter ve google plus hesapları kabul görmeyecektir. Kendi profillerinizden paylaşım yapmanız gerekmekte. 

Mart ayının 15 inde yapılacak çekiliş ile birlikte kazanan arkadaşımız açıklanacaktır. Çekiliş tamamen objektik bir sistem olan wmaracının çekiliş robotu ile yapılacak ve çekiliş videosu burada sunulacak. Kazanan takipçime 8 gb flash bellek kargosu tarafımdan karşılanacak şekilde hediye edilecektir. 


Cem Yılmaz Fundatamentals Sinemalarda Çok Gülmek İsteyenlere

cem yılmaz

Cem Yılmaz ile Gülmeye Ne Dersiniz


 Uzun zamandır sinemaya gitmemiştim ve gittiğime değdi diyebileceğim bir adamın yapımına gittim. Cem Yılmaz. Hani stand-up deyince benim aklıma iki adam geliyor birisi Cem Yılmaz diğer Ata Demirer(tek kişilik dev kadro) zaten Cem Yılmaz için çok fazla bir şey söylemeye gerek yok diye düşünüyorum.

 Gençturkcell'in sinema bileti kampanyasından yararlanıp kız arkadaşımla beraber İzmir Gaziemir Optimum Avm'deki sinemaya gittik. (İzmir'deki en iyi sinema salonlarından birisi tavsiye ederim.) Cem Yılmaz seansları için zaten insanlar akın akın geliyordu. Saat 18.00'daki seanse yer bulamayıp 19.30'daki seansa girdik. Tabi filme girerken yüz felci olarak çıkacağımı tahmin etmemiştim. Aslında film değil gösteri demek daha doğru olur diye düşünüyorum. Gösteri başladığında önce biz erkekler aşağılandık hemcisimiz tarafından tabi kadınlarda bir böbürlenme başladı. Neyseki Cem Yılmaz kendisinden beklediğim gibi kapanışta kadınları yerden yere vurdu. O gülen suratlar espriler kendi üzerlerinden yapılmaya başlanınca "Igggh komik mi şimdi bu yani" ifadesine bıraktı kendini. Tamamen dolu bir salonda dizilerdeki kahkaha efektlerinin nereden geldiğini anlayacak kadar gülen insanla izledik filmi. 

 İlk arada yüz kaslarımın bir hayli yorulduğunu hissetmiştim ve sahiden gülüyor, eğleniyorduk. Esas benim için önemli olan kısımsa gülerken düşünderecek kadar zeki olmasıydı Cem Yılmaz'ın. Sahiden hayatımızda olan şeyleri bize yansıttı Cem. Hani kendinizden şeyler bulunca böyle göz göze gelirsiniz ya bizde de sık sık olmadı değil o durumlar. Hele kadın erkek ilişkilerini tiye aldığı bölümlerde çiftlerin birbirlerine attıkları mesajlar kısmı beni hayattan soğutmaya yetti. Tıpkı Leyla ile Mecnun'da Mecnun'un kendinden tiksinmesi gibi bende kendime "Ne kadar pis, ne kadar iğrenç bir insanım ben ya Allah da benim belamı versin dedim " (: Mübalağa ediyorum elbette ama son derece komik bir gösteriydi. O kadar karamsar şeylerin  olduğu bir hayat yaşar oldukki Cem Yılmaz bir nebze nefes gibi geldi bize. Güldük,eğlendik tıpkı salondaki herkes gibi. 

Bu yazıyı neden mi yazdım ? Şunun için: Gidin bu gösteriyi izleyin arkadaş. Gülün, gülmekten vazgeçmeyin. Eğer işler yolunda gitmiyorsa kendinize zaman ayırın sadece gidin oturup izleyin ve katıla katıla gülün biz Türklerin çılgınlıklarına. Gidenler gitmeyenlere söylesin emi. Bu arada Cem Yılmaz'dan komisyon filan almıyorum vallahi...

Ödüllü Yarışmamızın Ödülü Sizce Ne Olmalı ?

16:33

Gurkanca.com Ödüllü Yarışma


Merhaba sevgili arkadaşlar. Daha evvel bildiğiniz gibi bir kitap ödüllü yarışma düzenlemiş ve sevgili Dilek Hanım'a kitabını hediye etmiştik. Yeni ve daha geniş katılımın olmasını umduğum bir yarışma düzenlemeyi ve buna göre hediye vermeyi istiyorum.  

 Bu hediye ne olsun diye düşünürken bunu blog okuyucularıma sormak ve onlara iki seçenek sunmak istedim. İlk ve en önemli olarak yine kitap hediye etmeyi düşündüm. Eğer yapacağım anket sonrası galip kitap olursa (ki bence o olsun) kazanan takipçime 3 kitap sunacağım ve seçeceği bir kitabı kendisine hediye edeceğim. Şayet kazanan flash bellek olursa bir okurum benden flash bellek kazanacak. 

 Peki bu ödül neye göre verilecek ? İlk olarak henüz yarışma düzenlenmediğinden şartları duyurmaya lüzum yok ama kısaca söz edeyim. Facebook hesabınızdan bloğumu tanıtan bir yazı yazmanız halinde +1 çekiliş hakkı, twitter üzerinden sitemi tanıtmanız halinde +1 çekiliş hakkı. Kendi web sitenizden bloğumla ilgili bir yazı yayınlamanız halinde ise +2 çekiliş hakkı elde edeceksiniz. Dİyelim tüm bunları yaptınız toplamda 4 çekiliş hakkınız olacak ve yapılacak çekiliş sonrası (bilgisayar otomatik olarak yapacak hiçbir müdahalede bulunmayacağım. İnandırıcı olması için videosunuda çekip koyacağım) Bir okuyucumuz ödülü kazanacak. Anket süresi yaklaşık olarak 10 gün. Bu 10 günün sonunda ödülümüzün ne olacağına siz karar vereceksiniz. Aşağıdaki anket formu aracılığı ile anketimize katılabilirsiniz. 10 gün sonra buluşmak dileğiyle... Yorum formu aracılığı ile fikirlerinizi iletebilirsiniz...

Final Biter Bütünleme Başlar Sevinmeyin Arkadaşlar

14:08
deu final

 Dokuz Eylül Üniversitesi vize,final,bütünleme ve yaz okulunun bir arada çok sık yaşandığı ama biz öğrencilerin bu durumdan pek de memnun olmadığı bir yerdir. Bilgisayar başına oturmuş finallerin bitmiş olmasının verdiği rahatlıkla yazıyorum bu yazıyı. Ama bu rahatlık nereye kadar sürer doğrusu bilinmez. Zira artık bütünlemeler var ve sınav sonuçlarımız açıklanmadı. Hoş belli başlı bir iki dersten kalacağımız zaten belli ama olsun umut garibin ekmeği.

 Malum YÖK bütün üniversitelere öğrencilerine bütünleme sınıavı hakkını tanıma zorunluluğu getirdi. Bu zorunluluk getirilmeden evvel benim üniversitemde dahil bazı üniversitelerde yaz okulu gereksizliği vardı. Artık bu saatten sonra yaz okulunda ders açan hocalarımız da olmaz diye düşünüyorum ya dur bakalım. Öğrenci arkadaşlarım benim gibi not hesabı yapmaya başlamışlardır eminim. Hoş sınavlarım fena da değildi aslında ama bazen resimde de dediği gibi "Ne yaparsan yap bir çaresini buluyorlar bırakmanın" İlk defa dönem içinde bütünlemelere gireceğiz bakalım sonuç ne olacak. Türk dili ve edebiyatı öğretmenliği öğrencileri olarak hayli zorlanıyoruz derslerde. Pek çok bölümde benzer zorluklar olabiliyor ama edebiyatçıların işi gerçekten zor. Yazılarıyla bloğa renk katan sevgili arkadaşım Onur Savkal  Göktürk yazıtlarında geçen "Urugsıratayın" kelimesinin Göktürkçe sınavında çıkmasının ardından "Artık rüyalarıma girmeye başlamıştı. Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demirkapıya kadar asker sevk ediyordum"  diyerek beni epey güldürmüştü. 

 Uzun lafın kısası öğrencilik meşakkatli bir zanaat. Öğretmenler üst düzey donanımlı öğrenciler yetiştirme derdinde bizler tıpkı o öğretmenlerin vakti zamanında yaptığı gibi not ve sınıfı geçme derdindeyiz. Sizlere bu yüzden tavsiyem eğer bütünlemeye dersiniz kalmışsa sakın finaller bitti diye rehavete kapılmayın. Zira o aradaki boşluk dönemi ders çalışma açısından son derece önemli bana göre. Arayı iyi değerlendirmek gerek. Üniversite okuyan ve bu yolda çile çeken tüm yoldaşlarıma da Allah kolaylık versin diyorum. FF ler AA olsun İnşallah (: Sevgiyle kalın...


Google'da Aradığını Anında Bulma Chrome Quick Scroll

quick scroll

 Bloğumda sevdiğim konulardan birisi de teknoloji hakkında yazılar paylaşmak. Google chrome kullanan ve bu güzel tarayıcının eklentilerini de seven biriyseniz. Oldukça yaratıcı bir eklentiyi size tanıtacağım. Farz edelim ki google'a "Türk edebiyatının en genç ölen yazarı kimdir" sualini sordunuz. Karşınıza haliyle bir çok sonuç çıkacak ve herhangi birini açacaksınız.Ancak kocaman paragraflar içerisinde ilgili sorunuza yanıt bulmak için epey gözlerinizi yoracaksınız. İşte tam bu noktada Chrome webstore üzerinden edinebileceğiniz Google Quick Scroll eklentisi devreye giriyor ve size leb demeden Çorum diyor. 

 Eklentiyi merak edenler için aşağıda bir video da hazırladım. İzleyebilirsiniz. Google Chrome özellikle işlevselliğini arttıran uygulamalar ile tarayıcı pazarında gerçekten bana göre bir numara. Her ne kadar Microsoft "Sen Google Chrome kullanırsın ama cenaze İnternet Explorer gelir." dese de siz onlara aldırış etmeyin derim :) Eğitim bilimleri dersi için sınav sorularının yanıtlarını bulmam gerekiyordu ve bu eklenti sayesinde hepsini kısa sürede buldum misal. Eklentiyi düşünen zihnin sahibinide ayrıca teşekkür etmek lazım. Sözü kısa keselim vesselam buyrun video:


GOOGLE QUİCK SCROLL EKLENTİSİ

Ekmek Öpen Çocuklara Özlem


 Ne güzel çocuklardı o çocuklar öyle değil mi ama ? İnsan ister istemez kendi çocukluğunu hatırlıyor böyle şeyler görünce.Biz küçükken her şey şimdikinden çok daha farklıydı.. Teknoloji bu kadar gelişmemiş en azından gelişen şeyler geç gelirdi ülkemize. 20. asrın çocuklarıydık biz. 

 Sokakta top oynamayı cam çerçeve indirmeyi sever, saklambaç oynardık köşe bucak. Ucundan kıyısındanda olsa çocukluğu hakiki manada yaşardık. Ekmek öpen çocuklardandık bizler. Hatırlıyorum da yerde bir lokma görecek olsak bisküvi bile olsa üç kere hızlı hızlı öpüp alnımıza götürür ardından yüksekçe bir yere bırakırdık. Allah taş ederdi sonra, onu bulamayanlarda vardı. Hani diyorya şarkı "Biz büyüdük ve kirlendi dünya." Evet büyüdük ve kirlendi dünya. Yazın bahçelerdeki hortumlarla birbirmizi ıslatır su savaşı yapar, kışın çıkıp doya doya kar topu oynar kızakla kayardık biz. Baharda çağlalara dalar, ham meyveyi koparır dalından ishal edene kadar kendimizi yer dururduk. Bakkaldan sakız çalan arkadaşlarım oldu benim en saf ve çocukça bir hırsızlıkla. Hoş bakkal bilirdi de sakızları alanları ses etmezdi. Bir sakızdan ne olur diyebiliyordu insan. Şimdiki gibi birbirinin yediği lokmaları saymazdı kimse. Varsa yenir yoksa yenmezdi çünkü. Biz televizyonu gören nesildik ama bizim çizgi filmlerimiz güzeldi.  

  Heidimiz,şirinlerimiz,teletapilerimiz,şeker kız candylerimiz vardı bizim. Bugs Bunny'e güler Tom ve Jerry ile eğlenirdik. Tasolar,pokemonlar,baybladerden sonra bozuldu bizim nesil. Hepimiz defalarca izler izler sıkılmazdık Keloğlan'dan, Hababam'dan. Yeşilçam filmlerinin saflığında çocuktuk biz çünkü. Meybuz yer boğazımızı şişirir,üstümüz başımız batana kadar girmezdik eve. Oklavaları,terlikleri vardı annelerimizin. Andımızı okuduğumuz için  gocunmazdık mesela. Türküm ,doğruyum, çalışkanım nidaları bize hoş gelirdi. Facebook üzerinden değildi arkadaşlıklarımız. Kan kardeşimiz vardı en basitinden. Ali'nin annesi benim karnımı doyururken ertesi hafta Ali gelir bizim evde yerdi yemeği. Aileler birbirine itimad ederdi o zamanlar. Biz küçükken her nesne ayrı bir güzeldi.

 Hayal mi hakikate hakikat mi hayale galebe bilmem lakin hep çocukluk yıllarımın güzelliklerinin başka olduğunu tasavvur ederim.O saf ve kıymetli hatıraların levhaları hep kafamda dolaşır durur an be an. Şimdi devir farklı. Teknoloji devri devir. "En fazla bir yıl sürer 20. asırlılarda ölüm acısı" derdi şair. 21. yüzyıllılarda siyah gözlük,takım elbise ve başı örten siyah bir yemeniden ibaret ölümler. Şimdi arkadaşlıklar Facebook'ta. Sokaklarda ekmek öpüp yukarı koyan çocukların telaşı yok. Kulağında kulaklık,elinde tablet,cep telefonu ile dolaşıyor şimdiki nesil. Sokakta macun satan amcalar yok. Oysa ne güzeldi o macunların tadı. Sahi nereye gitti o amcalar ? Sokakta oyun oynamayıp sürekli test çözen, bilgisayar ve diğer elektronik aletlerle uğraşan arkadaşları bile reel olmayan nesil Ahmet Haşim'in tanımına uymaz mı sizce de ? "Melali anlamayan nesle aşina değiliz" 


 
Copyright © Full Programlar indir. Designed by OddThemes & Best Wordpress Themes 2018