dolu, şeldl itibariyle mühmel şiirlerine karşı bu mektebe mensup olan şâirler, objektif, gayrişahsî, şeldl bakımından mükemmel manzumeler kaleme almışlardı. Romantiklerin kuvvetli tesiri altında kalan AbdüIIıak Hamit ile Recaizade Ekrem’in şiirleri de garplı örneklerinin kusurunu taşıyordu. İlham nazariyesine fazla kapılan Makber şairi, duygu, hayal ve düşünce namma dile ve şekle meydan okuyordu. Ekrem’le Hamid’e karşı vuzuhu, selâseti, dil ve şekil mükemmelliğini müdafaa eden Muallim Naci, eskiye fasla bağlı olduğu ve Garb’ı iyi tanımadığı için, gençler üzerinde çok müessir olamıyordu. Paris’te bulunduğu esnada Fransız .edebiyatım yakından tanımak imkânını bulan Cenap Şehabeddin, bir otorite teşkil eden düşünceleri ve verdiği örneklerle şiirimize yeni bir istikamet çizmeğe muvaffak oldu. www.gurkanca.com Fikret bir «mizaç» adamı idi. Hayat duygusu ve cemiyet görüşü vardı. Aynı zamanda ressam olmakla beraber, şiirde tam bir parnasyen olmadı. Tasvir onun için duygu ve düşüncelerini ifadeye yarayan kuvvetli bir vasıta idi. En çok tasvirci olmak istediği Aveııg-i şuhur onun en kötü manzumeleridir. Fikret’in muvaffak olduğu şiirler, duygu ve düşüncelerini anlattığı Omı -i muhayyel, Sis ve Tarih-i kadim gibi manzumelerdir. Bunlarda tasvir, çok mühim bir yer işgal etmekle beraber, daima aslî teme bağlıdır, onun e;mriqdedir. Buna, mukabil Cenap, tıpkı parnasyen ler gibi, resmi şiirin esas gayesi yaptı. O da şiire ferdî veya beşerî duygular sokmak istemiş, fakat bunları Fikret gibi derinden duymadığı, mizacına mal edemediği için, müessir bir hale getirememiştir. Cenab’ın en çok muvaffak olduğu şiirler, antolojilere de alman tabiat tasvirleridir, bunlaıda büyük bir ustaLk görüiür. Fakat bunlar bizde «gayribeşerî» bir intiba uyandırırlar, bir tabloyu seyreder gibi onlara karşı yabancı kalırız. Fikret’te ise tabiat «beşerî» bir kıymet halini abr. O, Mat deniz'e baktığı zaman, denizden çok kendini düşünür, «Maî bir gözün elem-i kalbine ağladığım» sanır. Buna, mukabd Cenab’m Elhan-ı şita'sı, insansız, sâf, sadece haricî unsurlardan ibaret bir varlıkta. Tamamiyle şeklî bir tabiat tasvirice düşmekten çekinen Cenap, kendisinin asla inanmadığı bir «ruh-ı kâinat» fikri uydurur. Tabiatın da insan gibi bir ruhu olduğuna inandırmak ister. Fakat iptidaîlerde yahut mistiklerde ciddî bir inanç mevzuu olan bu fikir, Cenap için sadece bir vesileden ibarettir. En muvaffak manzumelerinde bile bunun oyuna katılan bir unsur olduğunu hissederiz. Cenab’ın daha sonra unutulmasında, bu «gayribeşe- rî»liğinin, şiiri tekrar eski edebiyatta olduğu gibi bir oyun haline getirmesinin büyük tesiri olduğunu sanıyorum. Cenab’m şiirleri kronolojik olarak gözden geçirilirse,, bütün deneme- |